Ağrı Dağı

AĞRI DAĞI’NIN ÖYKÜSÜ

Yaşam

Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı, Doğu Anadolu‘da Iğdır Ovası’nın güneyindedir. Nuh’un gemisinin tufandan sonra Ağrı’nın üstüne oturduğu söylenir. Geminin kalıntılarına Ağrı’nın yüksek tepelerinde rastlandığı tartışmaları günümüzde de sürüp gitmektedir. Biz gelgelim öyküsüne. Nuh’un gemisi kırk gün kırk gece suların üstünde sürüklendi. Kırk gün kırk gece durmamacasına yağmur yağdı. Kırk birinci günün sabahı yağmur kesildi. O zaman ambardaki bütün hayvanlarla geminin tahta kulübesindeki insanlar güverteye çıktılar. Güneşi, temiz havayı özlemişlerdi. Gökyüzünün maviliği sulara yansımıştı. Her yer sularla kaplıydı. Dağlar, ovalar, yaylalar, bütün doğa suyun altında kalmıştı. Dünya yok olmuştu. Görünürde en küçük bir parçası yoktu. Aksi gibi yiyecekleri de tükenmişti.

Yağmurun kesilmesi, ortalığın ışımasına sevinmişlerdi. Ama açlık dayanılır gibi değildi. Gemideki bütün canlıları bir düşünce aldı. Hepsi kendi dilleriyle ağlayıp sızlamaya başladı. Nuh ne dediyse yatıştıramadı onları. Geminin damına çıktı. Ellerini gözüne siper edip çevreyi araştırdı. Sonunda ta uzakta bir karaltı gördü. Görünen, bir dağın sivri tepesiydi. Aşağıdakilere durumu bildirdi. Nuh gemiyi o yöne sürmelerini söyledi. Kendisi damda kaldı. Dümendekine oradan işaret vererek gemiyi yönlendiriyordu.

Dağın başına vardıklarında hepsinin sevinci kursaklarında kaldı. Çünkü burası kayalık bir yerdi. Ne bir ot ne bir ağaç vardı. Üstünde ne hayvan ne de insan yaşayabilirdi. Çoraktı. Onun için de adı Kısırdağ‘dı.

Güvertedekiler, durumu görünce üzüntüyle eski yerlerine çekildiler. Nuh, gemisini hiç olmazsa sulardan kurtarmak için dağın tepesine, duvar gibi yükselen iki kayanın arasına oturttu. Rüzgârda, fırtınada sallanıp yeniden sulara sürüklenmemesi için böyle yapmıştı. Nuh‘un koca gemiyi dağın tepesine oturtması akşamı buldu.

İşini bitirince Nuh da geminin kamarasına girdi. İçerde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Gece olunca herkes bir köşeciğe kıvrılıp uyuklamaya başladı. Ambardaki hayvanlar huysuzlanmıştı. Tepinip duruyorlar, acıklı acıklı bağırıyorlardı.

Gece yarısı gemide bulunan bütün canlılar, akıl almaz bir uğultuyla yerlerinden sıçradılar. Az sonra gemi yaprak gibi sallanmaya başladı. Çünkü geminin üstüne oturduğu dağ sallanıyordu. İnsanlar bir köşeden ötekine yuvarlanıyordu. Hayvanlar, ambarda, kafalarını birbirlerinin sırtına koyarak gövdeleriyle birbirlerine destek olarak ayakta durmaya çalışıyorlardı.

Dağın öbür başından göğe doğru alevler fışkırıyor, bir ateş bulutu yükseliyordu. Gecenin karanlığı apaydınlık olmuştu. Sallantı her an biraz daha artıyordu. Herkes korkuyla Nuh‘a baktı. Nuh gülümsüyordu.

-Korkulacak bir şey yok, dedi. Kısırdağ ağrı çekiyor. Doğuracak.

Bu durum sabaha kadar sürdü. Sabahleyin sallantı durdu. Dağın ateş püskürtmesi bitmişti, deprem sona ermişti. O zaman herkes güverteye koştu. Hayvanlar, ambardan birbirini iterek güverteye çıktı.

Dışarda ortalık yeni yeni aydınlanıyordu. Sular çekilmişti. Kısırdağ‘ın yanı başında yeni bir dağ oluşmuştu. Yemyeşil, ormanlık bir dağdı bu. Kıvrılarak akan dereleri, küçük çağlayanları, irili ufaklı gölleriyle onları kucaklamak için bekliyordu. Bin bir çiçek kokusu yükseliyordu dağdan. Kısa bir suskunluktan sonra Nuh, konuştu:

-İşte gördünüz sonunda Kısırdağ doğurdu. Bütün gece ağrı çekerek bu dağı bize doğurduğu için adını bundan böyle Ağrı Dağı koyalım. Yeni doğana da Küçük Ağrı diyelim. Bundan böyle yurdumuz burası olsun.

Nuh bunları dedikten sonra yanındakilere ambar kapaklarını açmalarını söyledi. Önce gemideki türlü türlü hayvanı ormana saldı. Ardından insanlar karaya ayak bastı. Böylece insanlarla hayvanlar burada yeniden ürediler. Dünyanın dört bir yanına buradan yayıldılar.

O gün bugündür Ağrı ile Küçük Ağrı yan yana aynı yerde göklere yükselir. Orada bugün de dünyada eşi olmayan, türü bilinmeyen kimi hayvanların yaşadığını, çiçeklerle bitkilerin yetiştiğini söylerler.Ağrı, Doğu Anadolu’da Iğdır Ovası’nın güneyindedir. Nuh’un gemisinin tufandan sonra Ağrı’nın üstüne oturduğu söylenir.

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın