Miting

Atatürkçülerin Cahilleştirilmesi

Yorum

Sosyal medya çok daha belirginleştiriyor.

Atatürkçülerin adına ya da doğrudan Atatürkçü kesimlerin yaptığı paylaşımların çoğu o kadar cahilane ki… Hüzünlendirici olmaktan öte acı verici olmaya başladı.

Elbetteki Atatürkçüler Cumhuriyetin ve ülkenin uygarlık çizgisindeki belirleyici en büyük niceliktir. Bütün Sol eylemlilik o kitlenin içinden ve üzerinden yükseldi.

CHP 1939’dan itibaren o kitlenin kendini ifade etmeye çalıştığı, örgütlendiği temel örgütü oldu yine ama giderek değerlerden uzaklaşan biçimde. CHP bugün Atatürk’e, Atatürkçülük’e, Atatürk’e en uzak ve en yabancı halindedir. Ama Atatürkçüler çok büyük ölçüde yine de oradadır ve CHP ile birliktedir.

İlginç olan CHP’deki ideolojik, siyasi çürüme kadar, ilişkilerdeki ahlaksızlıkları, başarısızlıkları, çürüme dahil bütün yanlışları görebilmekteyseler de etkin, değiştirme gücüne iye, belirleyici bir topluluk olmaktan ziyada edilgin, belirlenen ve sızlanan bir kütle derekesine düşürülmüş olarak neredeyse hayatın dışına sürülmüşlerdir. Bir tek perspektifleri vardır: Erdoğan rejimi. (AKP bile değil; AKP’den başka birinin yönetmesine o kadar da itirazları olacağını sanmıyorum; mesela Babacan’ın – hâlâ AKP’lidir-)

Erdoğan rejiminin aşılmasını, ne pahasına olursa olsun istemektedirler. Yanlışın yanlışlarla da olsa aşılmasına hiçbir itirazları yoktur. Bu büyük güç ufuksuzlaştırılmıştır çünkü; sürecin olası hallerinin ve gelişme yönlerinin getirecekleriyle ilgili değildir. Sadece anlık çıkar ve “kurtuluşlarla” ilgilidir. Küçük burjuvazinin bütün cenabet yanlarını; dar görüşlülüğünün, dar çıkarcılığının, temelsiz kibrinin, yarı aydın cehaletinin bütün özelliklerinin somutlaşmış ifadesi haline gelmiştir. Yaşam biçimini korumaktan ( ki itiraz edilemez, son derece belirleyici bir tasnif olsa da) öte bir beklentisi, toplumsal tahayyülü, planı, projesi, umudu, beklentisi olmayan bir kitle haline dönüştürülmüştür; hatta bunun sağlanması için ABD Mr. presidenti Biden bile onun umudu haline gelivermiştir. Bu denli umutsuzdur.

12 Eylül faşizmiyle başlatılan “Cahilleşme” süreci anlaşılıyor ki en çok Atatürkçülerde etkin olmuştur ve bu yazı dolayısıyla, Atatürkçülere bakıştaki “en”lerin çoğunluğu da Cahilleşme döneminin doğrudan ve dolaylı sonuçlarına ilişkin kaçınılmazlardan olarak yer alıyor.

Önceki yazımda Atatürkçüler ve Patrikhane meselesinden girizgah yapmıştım.

Oysa “Cahilleşme” dönemi Atatürkçülüğü ondan çok daha önemli ve sorunlu alanlarda kendini belli ediyor. Mesela Kürt Sorunu; mesela başta Arap halkı olmak üzere Ortadoğu halklarına bakıştaki hastalık; mesela Modernlik ve Emperyalizm ilişkisi…

Atatürkçü kesimdeki korkunç, utandırıcı cehalet, Atatürk’e karşı taban tabana karşıt fikirleri Atatürkçülük adına savunmak, Atatürkçü (varsa) ‘öncü’lerin başta CHP olmak üzere mesela ADD’lerin bu cehalete katkısı ve politik süreçlerdeki etkisizlikleri de dahil hiçbir politika, proje üretememeleri; kitlenin ve örgütlerin sadece ve sadece “muhafaza” etmekten ibaret bir donmuşluğu simgelemelerindeki umarsızlık tartışılmalı, tartışılmalı ve gerçeklerden korkmadan yüzleşilebilmelidir.

Bu cehaletin somutlaşması “Ulusalcılık” iledir.

Bu noktadan itibaren bu dev kitlenin en azından öncüleri için etkili hiçbir kültürel, fikri, ideolojik bir araç yoktur. Bırakalım “Kadro”yu sıradan bir dergileri bile yoktur. Cumhuriyet’in yerini Sözcü’nün alması bile nitelikteki büyük düşüşün ta kendisidir.

Sosyalist katkı ise sosyalistlerin kendi açmazlarından ( ve bir anlamda benzer durumda olmalarından dolayı ) pek sözkonusu değildir; her iki taraf da en azından bir Yön – Devrim katkısının eksikliğini yansıtmaktadır. Ve maalesef genç, dinamik, hatta yüksek nitelikte ama son derece cılız ve sınırlı etkideki çabaların dışında bu kitlenin zihin belirlemesini dolaylı yollardan Sodev gibi karşı devrimciler yapabilmektedir; alan onlara kalmıştır.

Bu kitle Cumhuriyet mitinglerindeki ve Gezi / Haziran ayaklanmasında asıl olanı; cevherini göstermiş dev ve devrimci bir kitledir. Çok önemli şeyleri başarabilmesi ile büyük yenilgisi arasında da cahilleşme ile yeniden aydınlanması arasındaki eşik durmaktadır.

Eşiğin atlanmasına kendimce ne katkıda bulunabilirsem o katkıda bulunmak amacıyla, önemli ölçüde de “kışkırtıcı” olmasına özen göstereceğim bu belki biraz da ‘saldırgan üsluplu’ bulunabilecek birkaç yazının amacı da budur.

Atatürkçülerin Kürt Meselesi’ndeki çıkışsızlığı ile sürdüreceğim. Haldun Çubukçu

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın