Atatürk’ün Fikir Babası: Ziya Gökalp

Düşünsel Yazılar

Ülkemizin kurucusu ve kurtarıcısı Atatürk şöyle diyor: “Bedenimin babası Ali Rıza Efendi, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” Atatürk’ün ulusçuluk anlayışını, bu denli etkileyen Ziya Gökalp’i 25 Ekim 1924 tarihinde yitirmiştik. Ülkemizin yetiştirdiği değerli yazar, şair ve bilim adamı Ziya Gökalp’i ölümünün 96.yılında, saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.

Ziya Gökalp, 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. İlk ve orta eğitimini burada yaptı. Lise son sınıfta “padişahım çok yaşa!” yerine “milletim çok yaşa! dediği için, soruşturma geçirdi. Bu yüzden eğitimi kesintiye uğradı. Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı. Diyarbakır’da görev yapan Abdullah Cevdet’in düşüncelerinden çok etkilendi. 1896 yılında, Erzincan Askeri Lisesi’nde okuyan kardeşi Nihat ve arkadaşlarıyla İstanbul’a gitti. Baytar mektebine kayıt oldu. Burada İttihat Terakki’nin kurucuları İbrahim Temo ve İshak Sükûti ile tanıştı. İttihat Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Bir süre sonra yasak yayınları okuduğu gerekçesiyle tutuklandı. Bir yıl hapis yattı.

DİYARBAKIR’A DÖNÜŞ

Serbest kaldıktan sonra, Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. Babası erken yaşlarda öldüğü için, ona destek olan, onu büyüten amcasının, kızı Vecihe ile evlendi. Küçük memurluklar yaptı. Bu evlilikten Sedat, Seniha, Hürriyet ve Türkan adlı çocukları oldu. Görevi sırasında, bir taraftan da gizlice hürriyet çalışmalarını yürüttü. Bölgede görev yapan Kürt İbrahim Paşa yönetimindeki Hamidiye Alaylarının, hırsızlık, baskı ve yolsuzluklarına karşı, halkı örgütledi. İlkinde üç gün, ikincisinde 11 gün Diyarbakır Telgrafhanesi, halk tarafından işgal edildi. Eylemler sonucunda Kürt İbrahim Paşa görevden alındı. 1904-1908 yılları arasında Diyarbakır gazetesinde şiir ve yazılar yayımladı. Halkı örgütleyerek yaptığı mücadeleyi “Şaki İbrahim Paşa Destanı” adlı yapıtında anlattı.

1. Meşrutiyet ilan edildikten sonra, İttihat ve Terakki Partisi’nin Diyarbakır şubesini kurdu ve başkanlığını yaptı. “Peyman” adlı gazeteyi çıkardı. 1909 yılında, İttihat Terakki Partisi’nin Selanik’te yapılan genel kongresine, Diyarbakır temsilcisi olarak katıldı. Merkez yönetim kuruluna seçildi. Selanik’te bir kültür hareketi başlattı. Çevresindeki gençlere, toplum bilim ve felsefe dersleri verdi. Bu derslerin liselere konmasını sağladı. 1911 yılında Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem’le “Genç Kalemler” dergisini yayımlayarak “Milli Edebiyat” akımını başlattı. Ziya Gökalp, bütün Türklerin birleşmesini öneren “Altun Destanı” adlı şiirini yazdı.

İSTANBUL’DAKİ ÇALIŞMALARI

1912 yılında, İttihat Terakki Partisi Genel Merkezi, İstanbul’a taşınınca, Ziya Gökalp de oraya gider. Diyarbakır milletvekili seçilir. Osmanlı Mebusan Meclisi’ne katılır. Meclis dört ay sonra kapatılınca, Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olur. Eğitimle ilgili görüşlerini kabul ettirir. Darülfünun (üniversite) ve Eğitim Fakültesi’nde onun önerdiği ders programları ve kitaplar seçilir. 1915’te içtimaiyat (sosyoloji) profesörü olarak atanır. Böylece İstanbul Üniversitesi’nin ilk sosyoloji profesörü olur. Onun çabalarıyla, bu bilim dalı üniversiteye girmiş olur. Düşüncelerini Türkçülük anlayışında biçimlendiren Ziya Gökalp, İstanbul’da Türk Ocakları’nın kurucuları arasında yer alır. Derneğin yayın organı olan “Türk Yurdu” başta olmak üzere “İslâm Mecmuası”, “Milli Tetebbular Mecmuası”, “İktisadiyat Mecmuası”, “Yeni Mecmua”da yazılar yazdı. Balkan Savaşı öncesinden I. Dünya Savaşı‘na kadar, “Türk Yurdu” dergisi yöneticiliğini yaptı. Dergide şiirleri ve yazıları yayımlandı. 1914’te “Kızıl Elma” ve “Yeni Hayat” adlı şiir kitaplarını yayımladı. 1918’de “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı dizi makalelerini kitaplaştırdı.

  1. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti yenilince, üniversitedeki görevinden alındı. 1919 yılında İngilizler tarafından tutuklandı. Dört ay Bekirağa Bölüğü‘nde tutuklu kaldı. Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili yargılandı. Mahkeme süresince, soykırım iddialarını reddetti. Bunların soykırım değil, “mukatele” (karşılıklı öldürme) olduğu tezini savundu. Önce Limni’ye sonra Malta’ya sürüldü. Sürgün sırasında, orada bulunan arkadaşlarına, felsefe ve toplumbilim dersleri verdi. Bu dönemde ailesiyle yaptığı yazışmaları “Limni ve Malta Mektupları” adıyla yayımladı.

Sürgünden dönünce Diyarbakır’a yerleşti. Yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. “Küçük Mecmua”yı çıkardı. 1923 yılında Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyet Başkanı olarak atandı. Aynı yıl “Türkçülüğün Esasları” adlı yapıtını yazdı.

Atatürk’ün isteği üzerine, ikinci dönem TBMM’de Diyarbakır Milletvekili seçildi. Kültürel ve düşünsel çalışmalarına devam etti. Dünya klasiklerinin dilimize çevrilmesi için çaba harcadı. İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede 25 Ekim 1924’te sonsuzluğa göçtü. Atatürk, Gökalp’in hastalığını öğrendiğinde yakından ilgilenir ve gerekirse tedavisi için yurt dışına gönderilmesini ister. Ancak bu gerçekleşemez. Vefatını öğrendiğinde ise eşi Vecihe Hanım’a gönderdiği mesajda, “Muhterem eşiniz Ziya Gökalp Bey’in bütün Türk âlemi için pek acı bir kayıp teşkil eden ebedi yokluğundan doğan taziyetkârane hissiyatımı ve Türk milletinin samimi ve kalbi üzüntüsünü zatı ismetanelerine arz eder ve Türk millet ve hükümetinin bu büyük mütefekkirin ailesi hakkındaki müşfikane hissiyatını temin ederim” der. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.17, Kaynak Yayınları, s.106.)

MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

Onun Türkçülük anlayışını Vatan şiiriyle anlatmayı uygun buluyorum:

Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur

Köylü anlar manasını, namazdaki duanın…

Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur

Küçük büyük herkes bilir, buyruğunu Hüda’nın…

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok

Her ferdinde mefkûre bir, lisan bir, âdet, din birdir

Mebusanı temiz, orda Boşo’ların sözü yok,

Hududunda evlatları sıra sıra can verir,

Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye

Sanatında yol gösteren ilimle fen Türk’ündür.

Hirfetleri birbirini daim eder himaye

Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk’ündür.

Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!

Şiirde ezanın, namazdaki duanın Türkçe okunmasını, herkesin Tanrı buyruğunu öğrenmesini ve anlamasını istedi. Başka ülkelerin yurdumuzda gözü olmadığı, dilin, geleneklerin ve ülkünün ortak olduğu, milletvekillerinin Türklük için çalıştığı, yabancıların mecliste sözünün geçmediği ve sınırlarının güvenliğinin evlatları tarafından korunduğu yer olarak vatanı görür. Çarşılarında kullanılan sermayenin Türkün olduğu, çalışanların, esnafların birbirini koruduğu, dayanışma içinde olduklarını düşünür ve ister. Tersane, fabrika, vapur, tren gibi temel üretim ve ulaşım araçlarının Türk’e ait olduğunu düşünen Gökalp, bu ülkenin Türk vatanı olduğunu şiirinde ana duygu olarak işler.

Başta vatan haini Ali Kemal olmak üzere, kimileri de Ziya Gökalp’i “Kürt” diye suçlamak isterler. Gökalp onlara şiirle şöyle yanıt verir:

Ben Türküm diyorsun, sen Türk değilsin!

Ve İslâmım diyorsun, değilsin İslâm!

Ben ırkım için ne senden vesika

Ne de dinim için istedim ilam

Türklüğe çalıştım sırf zevkim için

Ummadım bu işten asla mükâfat

Bu yüzden bin türlü felaket çektim

Hiçbir an esefle demedim; heyhat!

Hatta ben olsaydım; Kürt, Arap, Çerkez

Tek gayem olurdu Türk milliyeti…

Çünkü Türk kuvvetli olursa mutlak

Kurtarır her İslâm olan milleti…

Türk olsam, olmasam ben Türk dostuyum

Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!

Çünkü benim gayem Türk’ü yaşatmak

Senin öldürmek, öldürmek her yaşatanı

Türklük hem mefkûrem hem de kanımdır.

Sırtından alınmaz, çünkü kürk değil…

Türklük hadimine “Türk değil” diyen

Soyca Türk olsa da -piçtir, Türk değil- Ziya Gökalp

SENTEZ YARATTI

Osmanlı Devleti‘nin parçalanma sürecinde, devleti oluşturan asıl öğe için, Türk ulusçuluğu kimliğini oluşturmaya çalıştı. Temel düşünce olarak, toplumun kültürel değerleriyle, ahlâk anlayışlarını, Batı’dan alınan kimi değerleri kaynaştırarak bir sentez yapmaya çalıştı. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” makalelerinde bunları işledi. Ulusal kültür, halk edebiyatı, hece ölçüsü, pozitif bilimler ve Emile Durkheim anlayışını benimsedi. Toplumsal dayanışmacılık anlayışını savundu. Bunun için meslek örgütlerinin dayanışma içinde çalışmasıyla, toplumun kalkınacağı anlayışını ileri sürdü. Bu amacı gerçekleştirmek için birçok makale yazdı. Turancılıktan başlayan Türkiye Türkçülüğüne, kültür, dil ulusçuluğuna dönüşen bir ulusçuluk anlayışını benimsedi. Atatürk’ün “fikir babam” diye değerlendiği Ziya Gökalp’i ölümünün 96.yılında, saygı, sevgi ve rahmetle anıyor, ülkemize yaptığı hizmetler için şükranlarımızı sunuyoruz. Nail Topal / Yazar

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın