Ayasofya

Ayasofya dördüncü kez İbadete açılacak

Nevzat Yılmaz

Nevzat Yılmaz- İsimlik

 

Zaten namaz kılınan, ibadete, tapınmaya açık Ayasofya’yı en az 4.kez ibadete açıyoruz. Bu dar günlerde yeri miydi? Bence yeriydi. Sıkışırsanız tam yerine rast gelir “manzara” koyarsanız.

Demirel burayı ibadete açmamış mıydı? Amerika’nın “Our Boys”u koyu faşist Kenan Evren kapatmamış mıydı?

AYASOFYA’NIN TARİHÇESİ

Önce kısa bir Ayasofya tarihçesi turu yapalım…

Ayasofya Sinod salonu

Bugün bildiğimiz Ayasofya’nın yerinde daha önce  iki farklı kilise  yapılmıştır. İlki Konstantin’in oğlu olan Konstantius tarafından 360 yılında yapılmış olanıdır. Bu kilisenin adı  Megale Eklesia, Türkçesiyle  Büyük Kilise’dir. Bizans İmparatoru Arkadius döneminde, 404 yılında çıkan isyanlar sırasında yanar. Arkadius’tan sonra tahta çıkan 2. Teodosius, yıkılan bu kilisenin yerine yeni bir kilise yaptırır.

Çıkıştaki Konstantin ve Justinianus Mozaiği

532 yılında İmparator Justinianus zamanında kent halkı, huzursuzluk dolayısıyla Nika Ayaklanması adı ile anılan büyük bir isyana başlar. Ayaklanma sonucunda bütün kent yakılır yıkılır. Bu başkaldırıyı bastıran Justinianus,kenti yeniden kurmak zorundadır.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE AYASOFYA

Cumhuriyet döneminde 1934 yılında Atatürk’ün imzasıyla müzeye dönüştürülen Ayasofya için hem iç hem dış baskı vardır. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci kişisel web sitesinde bu durumu şöyle özetliyor: 1967’deki ziyaretinde Papa VI. Paul, Ayasofya’da diz çöküp dua etmek istediğinde, Dışişleri Bakanı Çağlayangil, “Burası câmi ya da kilise değil, müzedir. Burada dini tören yapılamaz” diyerek inkılâbın onurunu korumuştu. Sultan Mecid’in yaptırdığı Hünkâr Mahfili, 8 Ağustos 1980’de Süleyman Demirel tarafından ibadete açıldı ve Ayasofya’dan tekrar ezanlar okunmaya başladı ise de, 12 Eylül’den sonra eskiye dönüldü. 1992’de Yıldırım Akbulut Hünkâr Mahfili’ni tekrar ibadete açtı; tamamını açmayı da va’dedince, tepe taklak oldu. Tapusu, bugün bile Sultan Fatih vakfı üzerine kayıtlı Ayasofya’yı, açmaya, MSP dâhil hiçbir hükümetin gücü yetmedi. Yıllarca Ayasofya kürsüsünde ders veren Abdülhakîm Arvâsî’nin, “Yıkılsa da Müslümanlar bu zilletten kurtulsa!” dediği rivayet edilir. http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=432

NAMAZ KILMAK İÇİN AYASOFYA’YA GEREKSİNİM VAR MI?

Sanki İstanbul’da namaz kılacak yer, camii kalmamış da ecdadın hayırlı torunları gâvur işgalinden Ayasofya’yı kurtarıyor.

Şimdi Karabağ’da, Batı Trakya’da, Rumeli’de, Selanik’te, Bulgaristan’da Türk nüfusunun yaşadığı o yabanellerde camiilerin başına gelecek olanlara da artık hazırlıklı olmalıyız.

Olsun gâvur işgalinden kurtarılmış bir Ayasofya’da namazımızı eda etme onuru bu bize yeter.

ÜRETİM YERİNE LÂF ÜRETMEK

Ekonomimizin bozulması önemli değil. Üretmeyelim, satın alalım. Kars, Ardahan, Iğdır otlaklarında hayvan otlatmayalım, Bulgaristan’dan saman alalım, sorun değil. Çöpü karıştıran yaşlılar, pazar yerlerinde akşam üstleri artıkları karıştıran kadın görüntülerinden utanmıyor kimse.

Ayasofya açılınca, ekonomimiz canlanacak, Türk Lirası Dolar karşısında değer kazanacak, sanayii üretimimiz artacak. Bu kesin.. Üretim yok ama lâf üretimi rekor kırıyor.

Yerli üretici, sanayiici, giderleri bile karşılayamazken, gündemi kutsal değerler üzerinden değiştirme çabaları tam gaz.

1650’lerden sonra Batı’nın Aydınlanma girişimlerine, bilim, teknoloji, tıp vb. ilerlemesine karşın İslâm Dünyası neden yerinde sayıyor, pösteki sayıyor üzerine bir kafa yorma yok.

Varsa yoksa kutsal değerler üzerinden kurtulma, sıyrılma çabaları.

Batı’nın İslâm eserlerinin çevirisini yaptırarak temel aldığını da unutmayalım.

Ayasofya’nın mimarisi bile bizim sonradan benimsediğimiz kubbe türünde. Dikdörtgen camii mimarisini kubbeyi gördükten sonra terk etmişiz. Türk mimarı diye övündüğümüz Sinan bile Hristiyanken, ne kadar meraklıyız Hristiyan mimari özellikler taşıyan Ayasofya’ da namaz kılmaya?

İKONA, FREKS İLE MERYEM VE İSA FİGÜRLERİ

Bana kalsa sıradan bir mescitte bile namaz kılmak, üzerleri kapatılan ikonaların, frekslerin; İsa ve Meryem figürlerinin önünde kılmaktan yeğdir.

Sultanahmet ve çevredeki camiileri sanki doldurmuşuz da Ayasofya’ya ihtiyaç var.

Açılmış tesisleri yeniden yeniden açmaktan büyük zevk alıyoruz.

Siyasetçinin dükkânında mal yok. Ayasofya vitrine dizili bir mal. Tabanı diri tutmanın, seküler dünya ile verimli bir kavga etmiş görünmenin biricik yolu.

Geçim sıkıntısı çeken abdest aldığı suyu bile borca yazdıran insanları oyalamanın en güzel yolu.

Muhalefetin de hoşuna gidiyor. Gölge kabine oluşturup iktidarı zorlamak yerine onun dümen suyunda politika yapmak, uygulamalara “hıık-mıık” etmek, majestelerinin muhalefetinden öte dişe dokunur söz etmeyip seçenek olmamak da neyin nesi?

Yazık ki yazık.

Ayasofya konusuna dönelim yine. Kılıç haklıymış. Ne zamana kadar. İstanbul’un İngilizler öncülüğünde işgaline dek öyleydi.

İstanbul, Anadolu‘da verilen Ulusal Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı‘ndan sonra yeniden kurtarılmadı mı? Haaa Kartal istimbotunda “Geldikleri gibi giderler” diyen bilinci boşa sayıyorsan başka.

İstanbul tek kurşun atılmadan kurtarılmış süsü verilmişmiş. İngiliz zırhlıları eklentilerini alıp götürmeseymiş görürdük gümbürtüyü. Mutlak bir yenilgi bekleyecekti koca koca England’ı…

Diyeceğim o ki…

Aysofya‘dan yabancı devletlere ne? Egemenlik hakkımız değil mi ülke topraklarımızda herhangi bir karar almak?

Bu bizim iç işimiz… Ancccaakkk…

İçimizin de, dışımızın da yanacağı bir iş.

Kabul edelim. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile sıkışan iktidar rahatladı. Baroları böldü. Yargı erkleri arasında ayrımı zaten ortadan kaldırmıştı. Avukatları biblo boyutuna indirdi yargı açısından.

Yarın birileri kalkıp aynı ilde çoklu valilik, belediye isterse ne olacak?

Buluruz bir şey. Meleklerin cinsiyetini tartışırız en azından.

İstanbul bu tartışmalara alışkın nasılsa…

Yorumunuzu Buraya Yazın