Harran Medresesi

Dünyanın İlk Üniversitesi

Yaşam

Dünyanın ilk üniversitesinin hangi ülkede ve hangi şehirde olduğunu biliyor musunuz? Bu sorunun doğru yanıtı: ‘Dünyanın ilk üniversitesi, Türkiye’deki Şanlıurfa şehrinde kuruldu’dur. Bu üniversitenin adı Harran Medresesi‘dir. Yunan ve Anadolu felsefe kitaplarının önce Süryaniceye, sonra Yunancaya çeviri merkezi olan Harran, 7-8. yüzyıllarda İskenderiye’nin yerini almıştır. Harran Medresesi’nde felsefe dışında din, tıp, matematik ve gökbilim çalışmaları yapılıyordu.

Emevi Halifesi II. Mervan‘ın, başkenti Harran’a taşınmasıyla daha da önem kazanan Harran çok eski tarihlerde de önemli bir şehirdi. Bugün yapılan kazılar tarihsel kalıntıları gün ışığına çıkarmaktadır.

Harran yalnızca ilk üniversitenin yeri değildir. İlk insanlar olan Adem ile Havva’nın cennetten kovulduklarında ilk geldikleri yerin burası olduğuna inanılır. Aynı inanışa göre, sabanla toprağın ilk sürüldüğü yer de, öküzün sabana ilk koşulduğu yer de burasıdır.

Güneydoğunun güzel şehirlerinden olan Şanlıurfa, ‘Şanlı’ sanını, I. Dünya Savaşı‘ndan sonra uğradığı işgale karşı ayaklanarak verdiği savaşla kazanmıştır.

Şanlıurfa bir uygarlıklar müzesi ve söylenceler şehridir. En ünlü söylence, kendini Tanrı sayıp herkesin kendisine tapmasını isteyen hükümdar Nemrut ile ona karşı çıkan Peygamber İbrahim’le ilgilidir. Nemrut, bir bilicinin o yıl doğan bir erkek çocuğun kendisini tahttan indireceğini söylemesi üzerine, birçok çocuğu öldürtür. Ancak, İbrahim‘in annesi Sara, çocuğunu bir mağarada doğurup orada bırakır. Çocuğu orada bir ceylan emzirir. Nemrut çocuğu bulur, ondan hoşlanır ve büyütür. İbrahim’in putlara ve kendisinin Tanrı’lığına inanmaması cezalandırılmasına yol açar. Şehrin ortasına çok büyük bir ateş yakılır, İbrahim bugün de ayakta olduğuna inanılan iki sütunun arasına kurulan bir aletle ateşe atılır. Ancak onun ateşe atıldığı yer göl olur. Odunlar da balık biçimine dönüşür. Bugün bu gölün ve balıkların kutsal olduğuna inanılır. Gölün adı İbrahim’in sanı olan Halilürrahman‘dır. Halilürrahman, Tanrı’nın dostu anlamına gelir. Bu gölün yanı başında Ayn-ı Zeliha (Zeliha’nın Gözü) adından bozularak Anzelha diye adlandırılan bir küçük göl daha vardır. Bu göl de söylenceye göre Nemrut‘un kızı olan Zeliha‘nın İbrahim için döktüğü gözyaşlarından oluşmuştur. Zeliha‘nın İbrahim’in annesi olduğunu savunanlar da, Zeliha’nın da İbrahim ile birlikte ateşe atıldığını söyleyenler de vardır. Söylenceyi böyle anlatanlar, Zeliha‘nın ateşe düştüğü yerde Anzelha gölünün oluştuğuna inanırlar.

Şehirdeki pek çok yerin öyküsü İbrahim‘in ateşe atılmasıyla ilgili öykülerle, bu söylenceyle bağlantılı öykülerle anılır. Tepedeki iki mermer sütunun İbrahim‘i ateşe atmakta kullanılan mancınığın parçaları olduğu söylenir. Oysa bu sütunlar anıta benzemektedir ve bir başka söylencede de anılırlar. Şehrin ve güneydoğunun ünlü yemeği çiğköftenin ilk yapılış öyküsü de İbrahim söylencesiyle açıklanır. Nemrut İbrahim için hazırlat tığı ateşe harcanacak odunları düşünerek şehirdeki evlerde ateş yakılmasını yasaklar. Herkes yemeğini bu yasağa göre ayarlar. Ancak şehir dışındaki ormanlarda avlanan bir avcının bu yasaktan haberi yoktur. Yalnız yaşadığı için ona yemek hazırlayacak kimsesi de yoktur. Evine avladığı bir karacayla döner. Komşuları ona ateş yakamayacağını söylerler. Avcının evde yiyeceği bulgurdan başka bir şey yoktur. Komşuların da ona verecekleri fazla yemekleri yoktur. Avcı, karacanın etini bölüp iyice döverek ıslatılmış bulgur ve soğanla karıştırır. Yediği zaman tadını beğendiği bu yemek zamanla yayılır. Söylendiğine göre ateş gerektirmeyen yemek çiğköfte en lezzetli biçimde Urfa‘da yapılır.

Tarihi yüzünden ‘Peygamberler Şehri‘ diye de anılan Şanlıurfa, söylenceleri yüzünden ‘Söylenceler Kenti‘ adını da hak eder.

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın