Füzeci Hasan Çelebi

Füzeci Hasan Çelebi

İnsan Öyküleri

İnsanlar, ilkçağlardan bu yana uçmaya özenmişler, gökyüzüne yükselerek güneşe, aya, yıldızlara ulaşmayı istemişlerdir.

Bunlardan biri de Lagari Hasan Çelebi‘dir. Hasan Çelebi, ilk uçan adam Hezarfen Ahmet Çelebi‘nin çalışma arkadaşıydı. Hezarfen sürgüne gönderildikten sonra yalnız başına kalmıştı.

Bütün bu olanlara çok üzülmüştü. Ama üzülmekle vakit geçiremezdi. Kendini çabuk topladı. Birkaç gün içinde eski çizimlerle hesapları yeniden elden geçirip düzene koydu.

Hasan Çelebi‘nin buluşu yedi ağızlı bir roketti. Ağızlara ateşlenmesi için altmış, yetmiş kilo barut macunu yerleştirilmişti. Çelebi bu roketin üstüne binerek gökyüzüne yükselmeyi düşünüyordu. Bütün hesapları tamamdı. İniş için yanında götüreceği iki kartal kanadını kullanacaktı. Yalnız bu denemeyi nerede, ne zaman ve nasıl yapacaktı? Geri kafalılardan ve dedikoduculardan kurtulmak için bir fırsat kolluyordu. Fırsat kendiliğinden doğdu.

O sırada padişah IV. Murat‘ın Kaya Sultan adlı bir kızı dünyaya gelmişti. O gün ülkede şenlik ilan edildi. Küçük sultanın onuruna düzenlenen bu şenlik için Topkapı Sarayı‘na ülkenin her yanından ünlü hokkabazlar, cambazlar, gösterecek becerileri olan herkes çağrıldı. Lagari Hasan Çelebi de roketiyle yapacağı gösteri için saraya gitti.

Hasan Çelebi‘nin roketi insan boyundan daha büyüktü. Dört ayaklı demirden yüksek bir iskelenin üstüne yerleştirilmişti. Ateşlenecek olan yedi ağızlı bölümü alttaydı, yerden birkaç metre yüksekte duruyordu.

Hasan Çelebi iskeleye tırmanıp roketin üst bölümüne ata biner gibi binerek üstüne boylu boyunca uzandı. Rokete sıkı sıkıya sarıldı. Roketin üstünden başını çevirerek şakacı bir tavırla:

-Padişahım, Tanrı’ya emanet olun, dedi. Ben şimdi göğün yedinci katında oturan İsa peygamberi görmeye, onunla konuşmaya gidiyorum. Tanrı rastgetire!

Ardından yardımcılarına bağırdı:

-Ateşleee!..

Yardımcıları uzun saplı yanar meşaleleri yedi ağızlı rokete tuttular. Alev alan barut macunu, ardında kızıl kor ateşten bir yol çizerek hızla havalandı. Yana yana karanlık gökyüzüne yükseldi. Roket, çabucak gözden uzaklaştı. Yalnız ışıklı yolu izlenebiliyordu. Bir de Lagari Hasan Çelebi’nin yanında bulunan fişekleri ateşleyerek denizin üstünü pırıl pırıl aydınlattığı görülüyordu. İnanılmaz bir gösteri, akıl almaz bir görüntüydü bu.

Roket göğün doruğuna dek yükseldi. Barutu bitince hızla aşağı düşmeye başladı. O zaman Hasan Çelebi, ellerinde olan kartal kanatlarını açarak ağır ağır denize indi. Yüzerek Sarayburnu‘ndan karaya çıktı. Yarı çıplak olarak padişahın önüne varıp diz çöktü, yeri öptü. Gökyüzüne çıkarkenki şakacılığıyla:

-Padişahım İsa peygamberin size çok çok selamı var, dedi.

Kendisine bu başarılı gösterisinden dolayı bir kese akçe bağışlandı. Ayrıca yetmiş akçe aylıkla sipahi ocağına alındı. Atlı asker oldu. Sipahi olduktan sonra çalışmalarını sürdürüp sürdürmediği bilinmiyor. O günden sonra İstanbul’da kalıp kalmadığını da bilmiyoruz.

Yalnız, Lagari Hasan Çelebi‘nin Kırım‘a gittiği, Kırım’da Kırım hanı Selamet Giray Han‘ın ülkesinde öldüğü biliniyor. Yoksa o da ustası ve çalışma arkadaşı Hezarfen Ahmet Çelebi gibi, oraya sürgün mü edilmişti dersiniz?

Yorumunuzu Buraya Yazın