Hakkımı Kimseye Helâl Etmiyorum

İnsan Öyküleri

Bu günkü sabah yürüyüşümde Alemdağ’a geldiğimden bu yana tanıdığım teyzeyle karşılaştım.  Uzun süredir ortalıkta yoktu. Meğer ayak parmaklarından ameliyat olmuş. Ayak üstü biraz konuştuktan sonra “benimle yürür müsünüz “dedim. “Olur,” dedi ve devam etti. “Ben her sabah, akşam yürürüm, sağlığımı yürümeme borçluyum. Allah kimseye muhtaç etmesin, elden ayaktan düşürmesin,” dedi.

Sonrada ben senden çoook çok yaşlıyım, senin yaşının iki katı kadar. 1930 doğumluyum,” deyince hesapladım. Teyze 90 yaşındaydı. Benden iyi yürüyordu.  Yolunu değiştirdi, sitemizin önünde yeni yapılan binanın alt katında ki daireyi gösterdi. O binanın arsasında ki gece kondu daha önce teyzenindi.

Siteye taşındığım ilk yıllarda sitemizin önünde bir gece kondu vardı. Teyze o gece kondu da oturuyor, geniş bahçesine her türlü sebzesini ekip, dışarıdan ürün almadan kendi ihtiyaçlarını gideriyordu. Kapısının önüne kurduğu sedirde de geleni geçeni ağırlıyordu. Sedirinde oturana verilecek çayı vardı.

Gece kondu su müteahhitte verildiğinde evine ziyarete gittiğimde tertemiz derli toplu bir evle karşılaşınca şaşırdım. O zamana kadar evinin içine hiç girmemiştim.“Kızım ben çok temizimdir. Hiç kirliliğe tahammül edemem,” dedi.  Mutfağında çay demlerken de  yanındaydım. Tencereleri, bardakları, mutfakta kullandığı bezler pırıl pırıl tertemizdi. O zaman yaşını bilmiyordum. Meğer o yıllarda bile 85 yaşındaymış.

Biz yürürken “çocuklarımı hiç affetmeyeceğim. Beni kiraya mahkum ettiler. Halbu ki bu binanın arsasını kendim çalışarak almıştım. İnsan baştan kadersiz olunca sonunda da oluyor,” dedi.

Teyze neden kaderinin kötü olduğunu söyledin dediğimde de “ doğumumdan bir yıl sonra babam ölmüş. Ebem anama “sen bu köylü değilsin git kendi köyüne evlen,” demiş. Ebemle yaşamaya başladım. Bir süre sonrada ebem öldü. O ölünce de amcam baktı.  Artık 10 yaşıma gelmiştim.  Bana acıyan bir herif İstanbul’a getirdi. Büyük Ada’da Ermenilerin yanına verdi. Ada da bir hafta birinde bir hafta birinde çalışıyordum. Çok iyi insanlardı. Senin anlayacağın yavrum hizmetçiliğe 10 yaşımda başladım.  Genç kız olunca adalı bir gençle evlendim. Bir oğlum oldu. Ondan boşandım. Oğlumu kayınvalideme bıraktım, ikinci defa evlendim. 4 kız ,bir oğlum oldu. Eşlerim çok genç yaşlarda vefat ettiler. Torunumla yaşıyordum. Senin bildiğin gibi torunum benim evimi müteahhitte verdi. Evleri sattı sattı yedi. Bana düşen 2 odalı evi de bu sene sattı. Kanser olan babasının hastane masrafları için harcadı. Ben kızım, kızımın kızı ile bir eve çıktım. Çok mutluydum. Elimde olan birikmiş olan 30 bin liramı da yeni taşındığımız ev için harcadım. Kızımla geçinemeyince evimde bulunan tüm eşyalarımı da alıp gitti. Ben yine evsiz, eşyasız kaldım. Torunumu aradım, bana yine benim arsam üzerine kurulan evde alt kattaki bu evi kiraladı. Ben o evde kira ile oturuyorum yavrum, yeniden çatal, kaşık , tencereler, yatak yorgan alabilmek içinde elimde bulunan son bileziklerimi sattım. Onun için hakkımı hiç kimseye helal etmiyorum, yavrum. Hakkımı helal etmiyorum,” dedi

“Teyze siz kirayı nasıl karşılıyorsunuz,” deyince de “daha önce evinde çalıştığım hanım ben senin bağ kurunu ödüyordum. Kalanını da bileziklerini satarak öde,” dedi. Bende dediklerini yaptım. Devletten 1500 lira aylık alıyorum. Bunun 750 lirasını kiraya ödüyorum. Müşterek sudan dolaysıda torunum benden ayda 50 lira alıyor. Hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Beni bu yaşta mağdur durumda bıraktılar. Bana aylık bağlatan hanımımdan da Allah razı olsun.” dedi.

Teyzenin yaşamında kim bilir ne acılar vardı. Çalışkanlığı, azmi kimseye muhtaç olmadan yaşama duygusuyla dimdik ayaktaydı.

Bu sabah dinlediğim bu yaşam öyküsü beni uzun uzun düşündürdü.

 Gülseren Sönmez  28 Eylül Pazartesi 2020

Yorumunuzu Buraya Yazın