KOBAY OLMANIN DAYANILMAZ NAİFLİĞİ !

Ulaş Karakaya Yazarlar

Ulaş-Karakaya-Isimlik

‘’Biz devrimciyiz; size zarar gelmeyecek. Bizim işimiz Turan İtil ile, yukarıya bombayı koyacağız. Biz çıktıktan sonra kulaklarınızı tıkayın ve yere yatın.’’

Böyle seslendiler, bodruma kilitledikleri ‘’Hafize Zehra İtil Vakfı’’ çalışanlarına. Biraz sonra kulakların neden kapatılması gerektiği iyice anlaşıldı.  Vakıf binasının üst katı tamamıyla tahrip edildi. Bombanın sesi ABD’de yankılandı. Vakfın kurucularından olan Turan İtil, ana yurdu ABD’den seslendi.

‘’Uzun süre önce gazeteler; vakfımızın kobay olarak insan kullandığı ve bu deneyleri parayla tutan insanlar üzerinden yaptığımızı yayınlamışlardı.’’

Turan İtil doğru ama eksik söylüyordu.

(1) Çünkü vakfın, 12 Eylül dönemi siyasi mahkumları üzerinde psikolojik (!)deneyler yaptığı söyleniyordu.

(2)  Bu deneylerde ABD menşeili şirketlerin ilaçları mahkumlar üzerinde deneniyor; zihin kontrolü konusunda CIA programı uygulanıyor, Doktor İtil’in işkence pardon iş ortağı olarak da Doktor Ayhan Songar’ın ismi geçiyordu.

(3)  Metris’deki bazı siyasi tutuklulara elektroşokla deneyler yapıldığı iddia ediliyordu. ‘’1985’te ise aynı vakıf bu kez ‘kobay’ kullanmakla suçlandı. Sağlık Bakanlığı ve TBMM inceleme yaptı. Suçlu bulundu ama ortada bunu engelleyen yasa yok denilerek olay kapatılıyordu’’

(4) ‘’12 Eylül sonrası Mamak, Metris, Erzurum gibi siyasi tutuklu ve mahkumların konulduğu cezaevlerinden gelen haberlere göre, ağırlıklı olarak devrimci sol mahkumlar üzerinde farmakolojik deneyler yapılıyordu. Deneyler sadece cezaevleri ile sınırlı kalmıyor, seçilen bazı mahkumlar mezkûr vakfa getiriliyor, burada da ilmî(!) çalışmalara devam ediliyordu.’’

Bu insanları kobay olarak kullandığı iddiası ile bombalanan sözde vakfın başkanı kim diye sorarsanız sizi bir kraliçe karşılar. Bu sözde kraliçe; Turan İtil’in ablası, bizim tontiş ve çok sevimli ninemiz(!) “Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ”dan başkası değil.

Nedense Çığ bu konu hakkında hiç konuşmaz. İlk çağ fahişelerinin nasıl giyindiğinden bahseder ama işkencecilerin renkleri sadece haki midir? Yoksa beyaz giyen kardeşler de var mıdır? Ne kardeşiyle ne de başkanı olduğu vakfıyla ilgili tek kelam etmez; Çığ.

Ve ilginçtir bu vakıfla ilgili aramalara ulaşmak Google tarafından seyrekleştirilmiştir. Arama yaparken şöyle bir ibareyle karşılaşırsınız:
‘’Kısa süre önce Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın verdiği karar, Avrupa Birliği’ndeki arama motorları üzerinde kapsamlı sonuçlara sahip. Mahkeme, belirli kullanıcıların, Google gibi arama motorlarından, içinde kendi adlarının geçtiği sorgulara ilişkin sonuçların kaldırmasını isteme hakkına sahip oldukları kararına vardı.’’

Saklanacak çok şey vardır elbet. Mesela sadece Nobel alanlara tanınan tüm imtiyazlardan yararlanan, 2005–2012 tarihleri arasında Amerikan Hava Kuvvetleri Araştırma Merkezi’nde, Nörofizyoloji ve Psikofarmakoloji araştırmaları İkinci Başkanı olarak görev yapmış Prof. Dr. Turan İtil ile ilgili özgürlükçü Vikipedi’de nedense bir başlık mevcut değildir. Bu Pentagon’a değerli hizmetleri bulunmuş doktorumuza, Mengele kadar kıymet verilmemesi üzücüdür.

Bombalamadan sonra vakfı kapanır. Ancak gelecek günler kapitalizmin hizmetindeki tüm bilim adamları için altın çağ olacak ve Türkiye adeta çok uluslu ilaç kartelleri için bir kobay cennetine, yoksul Anadolu halkı için ise kobay cehennemine dönecektir.

(5) Bu cehennemde Independent gazetesini kaynak gösteren TRT Haber 2007 ve 2010 yılları arasında Türkiye’de  893 deneğin ya da kobayın hayatını kaybettiğini yazacaktır. Bu deneylerde kaç kişi ile çalışıldığı konusunda ise asgari belirtilen rakam 7 bin civarıdır.

(6) Türkiye ilaç kartellerinin yaptığı tanımlama ile ‘Kurtarma Ülkelerinden’ biri konumuna gelmiştir.
Nedir ‘Kurtarma Ülkeleri’’?

(7) FDA yani kısaca ABD gıda ve ilaç bürosundan onay alamayan ilaç şirketi bir mevzuat boşluğundan yararlanarak ilacını yurt dışına çıkarır ve orada deneme yapar. İlaç şirketleri hızlı bir şekilde pozitif verilere ihtiyacı duyduğunda deneme yaptığı, uygun ve olumlu sonuç aldığı ülkeler için bu terimi kullanır.
Mesela ABD’de onay alamayan Kedek isimli ilaç için FDA  Macaristan, Fas, Tunus ve Türkiye deneylerini göstererek onay alır.
Yani her aşı yapan sizin dostunuz her başınız ağrıdığında aspirin veren komşunuz değildir.

(8)’’ İlaç şirketleri, Amerika’da yapılan araştırmalar sonucunda ürettikleri ilacın yararlı olduğuna dair herhangi bir onay alamazlarsa, bunların yerine Türkiye, Hindistan, Fas, Romanya, Çin gibi ülkelerde yapılan klinik deneyler yürütüyorlar. Burada denekler daha ucuz ve bilinçsiz olduğu için tehlike olasılığı yüksek ilaçlar bile rahatlıkla test ediliyor, olumsuz sonuçlar alınması halinde daha az sorun yaşanıyor. Yani yabancı ülkelerdeki Sağlık Bakanlığı’ndan onay alarak yapılsalar da deneklere zarar verme olasılıkları daha yüksek olan ilaçlar deneniyor.’’

(9) ‘’Türkiye, son on yıldır çok merkezli klinik araştırmalar için büyüyen bir pazar olmuştur ve potansiyel çalışma konusu popülasyonları açısından ilk on ülke arasında kabul edilmektedir.  Bunlar Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Japonya, Meksika, Almanya, Türkiye ve Tayland’dan oluşmaktadır. Şu anda 34 ilde toplam yetmiş sekiz Kurumsal İnceleme Kurulu (IRB) bulunmaktadır. IRB’lerin hiçbiri bir uluslararası akreditasyon kurumu tarafından akredite edilmemiştir.

Yani kibarcası kabul edilmemiştir.

(10) ABD düşünce kuruluşu CFR’nin bir alt kolu olan World 101’de ‘’İlacınızı yapmanız bir köy alır’’ isimli makale şöyle başlar:
‘’Her şey yolunda giderse, bir sonraki adım klinik deney- insan testi. Klinik testler, artan karmaşıklık ve uzunluktaki birkaç aşamayı içerir ve çok az ilaç bitiş çizgisine ulaşır.‘’

Yani söylendiği gibi yüzlerce ilaç içinden birkaç ilaç ya da aşı hedefe varır. Olan kobaylara olur. Peki bu klinik testlerin yapıldığı ana merkez neresidir?

Paylaştığım fotoğrafta da görüldüğü gibi Türkiye.

Günümüzde, giderek daha fazla şirket Amerika Birleşik Devletleri dışında test yapmayı tercih ediyor, Ülkeye bağlı olarak, denizaşırı klinik araştırmalar Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğundan yüzde 60 daha ucuza mal olabilir.

Son yıllarda, Türkiye, Asya ve Avrupa’yı kucaklayan benzersiz coğrafi konumu, yükselen ekonomisi, düşük ilaç kullanımı seviyelerine sahip büyük nüfusu ve nispeten düşük test maliyetleri dahil olmak üzere bir dizi nedenden dolayı daha fazla araştırma faaliyetine ev sahipliği yaptı. 2011 ve 2016 yılları arasında Türkiye’deki klinik araştırma sayısı iki katından fazla arttı.

Bilmem kaçıncı fazın ülkemiz topraklarında neden denendiğini umarım daha iyi anlıyorsunuzdur. Artık para ile tutulacak deneklere ihtiyaçları yoktur. O kadar iyi bir propaganda  gerçekleştirmişlerdir ki herkes aşı olmak için sıraya girmekte ve neden aşı olamadığını sorgulamaktadır. Merak etmeyin iyi bir şey değilse mutlaka kapınızı çalacaklardır; sabredin.

Hatta kobay olmak isteyenler; gönüllü kobay arayan Bayer, Novartis gibi ilaç şirketlerinin yurdumuzda yürüttüğü çalışmalara başvuruda bulunabilir. Bilimin hizmetinde olmak ve onun için kendini feda etmek bizim gibi 3.Dünya ülke insanları için efendilerimizin bize sağladığı bir fırsattır. İşte fırsat eşitliği.

(11) Washington merkezli WCG Center Watch Türkiye’deki klinik deneylerin yer yer, hastane hastane ismini veriyor. Başvurunuzu aşağıdaki linkten yapabilirsiniz. Meraklısınız ya kobay olmaya.

Bu çalışmaları da etik kurulun izinlerine dayandırırlar ve kobaylığı insanlık için fedakârlık merhalesine getirip yüceltirler. Oysa çağdaş ve özgür toplumlar için bireyin çıkarları bilimin iyiliğinden önce gelir.

(12) Hindistan’da bu kartelleri deşifre eden Genç Doktorlar birliği başkanı Anand Rai şöyle söylüyor:
“Fakir grupları, daha zayıf grupları, okuma yazma bilmeyen grupları, ne pahasına olursa olsun ilaca ihtiyacı olanları seçtiler. Fakirler. Bu doktorlara güvenmek zorundalar, devlet hastanelerine güvenmek zorundalar çünkü başka seçenekleri yok.
Ciddi yan etkiler alan 81 kişi vardı; 35 kişi öldü” diyor. Uluslararası şirketler Hintlileri kobay olarak kullanıyor.

Hindistan’ın komşusu Bangladeş’te ise şimdi gündemimizde olan Sinovac‘ın yani bizde bilinen adıyla Çin aşısının 3. Faz denemeleri durdurulur. Nedenini sağlık bakanı Zahid Maleque şöyle açıklar:
(13)“Sinovac’ın çalışması kendi parasıyla yürütmesi gerekiyordu. Çünkü onay istediklerinde bunu yapacaklarını söylediler. “(Ve) bu yüzden izin verildi. Bir ülkenin işi, bir aşının klinik testini onayladığında yapılır. Deneme için onay istediklerinde hiçbir zaman ortak finansman istemediler. Bu, Çin hükümeti ile yaptığımız bir sözleşme değil. Bu özel bir şirket ve biz özel bir şirketle ortak finansman (düzenleme) olamaz. “

Şimdi öğrenmemiz gereken şu. Çinli Şirket ‘’Sinovac’’ bu çalışmayı ülkemizde kendi finansal kaynakları ile mi yürütüyor. Yoksa Türkiye Cumhuriyeti yetkileri buna finansal bir destek sağlıyor mu?

Güvenilirliği kanıtlanmamış bir aşı için Çin devleti ile değil Çinli bir şirket ile 50 milyon doz anlaşma yapmak riskli kabul edilmiyor mu?

Geçtiğimiz günlerde aşı kampanyasının start aldığı Ankara Şehir Hastanesi‘nde necip basının katılımı ile gerçekleştirilen ve basının dilinden düşürmediği meşhur sosyal mesafenin olmadığı bir mizansende bir anne ve kızı gönüllü denek olarak basının önünde teşhir edilir.

Sözde Sinovac aşısı ya da plasebo basının önünde G. Durmaz isimli kızcağıza yapılır. Videoyu izlerseniz kızın gözlerindeki korkuyu ve dehşeti görebilirsiniz. Peki basına aşıyla ilgili kim konuşur? Kızın annesi. Kız gönüllü denek olduğuna göre reşittir. Öyleyse kızın konuşması gerekmez mi?

Aksine aşı olduğu meçhul olan A. Durmaz isimli öğretmen kadın aşının gerekliliğinden bir doktor gibi bahseder ve fedakârlık için herkesi aşı olmaya davet eder. Bu davetkar kadın aşı olmuş mudur? Orası ise meçhuldür. Bir diğer gariplik ise aynı hastanede doktorluk yapan profesör T. Durmaz isimli doktor ile basın önünde teşhir edilen anne kızın soy isim benzerlikleridir.

(14) Sizi korumak için aşıya davet eden gazeteciler; bilim adamları Ekim ayında Güney Kore’de Grip aşısı olduktan sonra ölen 59 kişiden bahsetmezler. Reuters’in her yıl Güney Kore’de 3000 bin kişinin grip aşısından hayatını kaybettiği haberini söylemezler.

Onlar size aşı olmaz iseniz sokaklarda geberin diye nutuklar çeker.  Levent Kırca ”yalaka” onlar ise kendilerine   gazeteci der. Oysa bunlar patronlarının iki dudakları arasına bakar. Şu haberi girin der girer; görmeyin der görmez. Bu gazeteciler maliye bakanının haberini veremeyen ilkeli insancıklardır.

Aşıyı Türkler buldu diye güzellemeler yaparak sizi kapitalist şirketlerin kucağına nezaketle itelerler. Siz kobay olduğunuzu bilmeden bu kayığa binersiniz. Allah ne verdiyse ! Tüm ilaç şirketlerinin deneme tahtasına dönersiniz.
”Devletin zorunlu kıldığı ilaçların-aşıların pazarlama maliyeti yoktur.’’

İnsanları aşıya davet eden bilim kurulu üyesi Prof. Serhat Ünal siz aşı yaptıracak mısınız sorusuna tam düşünüldüğü gibi yanıt verir:

(15) ”Ben yaptırmayacağım. Neden yaptırmayacağımı tahmin edersiniz. Ben 6. ayındayım. Hala 1/32 antikorum var. Tek vaka nedeniyle yayın yapacağım. 3 ayda antikor bitiyor diyorlar ya benim antikorum bitmedi. Ben bilim dünyası için umudum aslında.”

Büyük umudumuzun adı Serhat’ın antikorları! Hadi Serhat o antikorlardan gecekondulara da dağıt. Kapısına kilit vurdurduğunuz kahvelere, kafelere, işsiz bırakılan bindik bir alamete gidiyoz kıyamete diyenlere de, orta sınıf ve emekçilere de dağıt. Dağıt ki içimizde bir yusufçuk havalansın.

Bu yanıt bile nasıl bir düzenin içine çekildiğimizin somut kanıtıdır aslında.

Serhat Koldaş ”Marksist Tutum” isimli blogta; Gata’da kobay olarak kullanılan askerler ile ilgili şöyle diyor:

(16)”GATA’daki askeri doktorların bilim aşkıyla suç işlediklerini ileri sürecek birisinin, kapitalizmde bilimin sınıflar üstü olduğunu ve insanlığa hizmet ettiğini sanacak naiflikte olması gerekiyor.
Kapitalist düzende bilim kapitalist egemenlerin çıkarlarına hizmet eder.”

Neden bu klinik deneylerinde ilaçların yan etkileri ile hayatlarını kaybeden hastalar ile ilgili tek bir araştırmaya tanık olamayız. Kovid teşhisi konulmuş hastalara verilen 8 tane ilacın yan etkileri nedir? Mesela yaşanan ölümlere etkisi var mıdır ?

Varsa yoksa gönüllü denekler. Kobay olmanın dayanılmaz naifliği ile baş başa bırakılmış, ilaç şirketlerine bedenlerini feda eden yirmi birinci yüzyılın fedakar insanları.

Yukarıdaki alıntının son cümlesini tekrar ediyorum:
”Kapitalist düzende bilim kapitalist egemenlerin çıkarlarına hizmet eder.”

HZİ vakfını bombalayan örgüt militanları geride şöyle bir bildiri bırakmışlardır:
‘’Amerikan ilaç tekellerinin hizmetinde çalışan ve CIA tarafından finanse edilen HZİ vakfı örgütümüz tarafından basıldı ve tahrip edildi.’’

Zorla işkence merkezlerine götürülüp kobay yapılanlardan gönüllü kobaylara. Pardon deneklere (!) Nereden nereye…

Ulaş Karakaya

Kaynaklar

(1) https://www.evrensel.net/haber/206217/kusatilan-cevremiz

(2) https://gundemanaliz1.wordpress.com/…/hemsiremuazzez…/

(3) http://www.radikal.com.tr/…/o-mamakin-mengelesiydi…/

(4) http://avrupabirligigazetesi.com.tr/…/turkiye-ve-dunya…/

(5) https://www.trthaber.com/…/korkunc-iddia-893-turk-oldu…

(6*7) https://www.vanityfair.com/…/01/deadly-medicine-201101

(8) https://www.turkavenue.com/…/2873-kobay-olarak…

(9) https://europepmc.org/article/pmc/5370078

(10) https://world101.cfr.org/…/it-takes-village-make-your…

(11) https://www.centerwatch.com/…/loc…/international/Turkey/

(12) https://www.thenationalnews.com/…/the-long-read-how…

(13) https://medicaldialogues.in/…/bangladesh-declines-to…

(14) https://www.dw.com/…/%E9%9F%A9%E5%9B%BD%E5…/a-55397604

(15) ”https://www.yenisafak.com/…/prof-dr-serhat-unal-ben-asi…

(16)https://marksist.net/…/erler_kobay_olarak_kullaniliyor.htm

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın