Kürtleşen Türkler

Kürtleşen Türkler Gerçekten de Var mı?

Yorum

İşte bir tartışma konusu daha… Kim kimi asimile etti. Egemen Osmanlı mı Kürtleri asimile etti, yoksa ayaklanmalar sonrası bölgeye yerleştirilen Türkleri Kürtler mi asimile etti? Bilimsel olmayan yaklaşımlar,  büyük devletlerin gölgesinde bekleşen siyasal yaklaşımlar ile soruya yanıt vermek olanaklı değil.

Kuyuya bir taş atıyoruz şimdi. Kim çıkarabilir diye bekliyoruz.

Kürtleşen Türkler İki anekdot… Macit Gürbüz’ün Kürtleşen Türkler kitabı ve Yaşar Kemal’in Yeniyüzyıl gazetesinde 1996‘da yayımlanan açıklamaları.

Bir:

Macit Gürbüz’ün Kürtleşen Türkler kitabından…

“Tarihte Türkler kadar çabuk asimile olan başka bir millet tanımadım”. Merhum Alpaslan Türkeş böyle diyordu. Merhum Prof. Dr. Mehmet Eröz ise, Pozantı ilçesi yakınında “Kürt köyü” diye gösterilen üç köye vardığında, halkın tamamen Türkçe konuştuğunu, ama belli ki Osmanlı‘dan beri hırpalanmışlığın verdiği buruklukla “Eskiden Türktük, şimdi Kürdük” dediklerini içi yanarak naklediyordu. Hiçbir etnolog dili etnik işaret olarak kabul etmez. Eğer dili etnik işaret kabul edersek, İbranice bilmeyen Musevileri, Ermenice bilmeyen Ermenileri, Çerkesce bilmeyen Çerkesleri nereye koyacağız? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak ayrı şey, Türk olmak tamamen başka bir şeydir. Çünkü Türk olunmaz, Türk doğulur. Aynı şekilde Kürt olunmaz, Kürt doğulur. Herhangi bir insanın herhangi bir dili konuşuyor olması, onun o dili konuşan halktan olmasını gerektirmez. Okuma yazma bilmeyen halkların çok çabuk dil değiştirdiklerini kaydeden Rus tarihçisi Gumilev, muhatabına şöyle diyor ve eserinde: “Pekâla, dedim kendisine, benim anam çocukluğunda altı yaşına kadar Fransızca konuşmuş, Rusçayı ise daha sonra okula başlayıp, sokaklarda kız arkadaşlarıyla oyun oynarken öğrenmiş. Demek o günlerden sonra Fransız değil, Rus olmuştur. Peki bu durumda altı yaşına kadar Fransız mıydı?.. İrlandalılar 200 yıl boyunca kendi dillerini unutarak İngilizce konuştular, ama sonra isyan edip İngiltere’den koptular..

İki:

Yaşar Kemal’in Ağzından

Diyarbakır ovasını dolaşırken tuhaf bir olayla karşılaştım : Diyarbakır’ın Köprü köyünde bir öğretmenle tanıştım. Öğretmen 1920’lerde Balkanlardan göç etmiş, Köprü köyünü kurmuş, köyünün öğretmeniydi. Çok güzel Kürtçe konuşuyordu. “Kürt müsün?” diye sordum. “Yok, göçmenim” dedi. Köye girdik, hep Kürtçe konuşuyorlardı. Türkçe biliyorlardı da yarım yamalak. 1865 Kozanoğlu başkaldırısında, yenilgiden sonra Türkmenler, dediklerine göre binlerce çadır Diyarbakır’a sürülmüşlerdi. “Nerede bunlar?” diye öğretmene sordum. “Var, dedi, istersen gidelim, bunlar sekiz köy hiç Kürtçe bilmezler.” Öğretmenle birlikte Büyük Kadıköyü’ne gittik. Gerçekten büyük bir köydü. Köylüler başımıza biriktiler. Bunlar Avşar Türkmenleriydi. Ağızları da tıpkı bizim Torosların Avşarlarının ağızlarıydı. Sekiz köydüler, Kürtçe bilip bilmediklerini sordum, bilmiyorlardı. Başkaldırıdan sonra binlerce Avşar sürülmüştü Diyarbakır’a. “Bize Çukurova’da söylediklerine göre Otuz bin çadır gönderilmişti buralara. Haydi, On bin çadır olsun, en aşağı yirmi köy eder, ötekiler nerede?” dedim. Bir yaşlı adam, “Onların hepsi Kürt oldu” dedi. “Siz niçin olmadınız?” diye sordum. “Bizler Aleviyiz” dedi yaşlı adam. “Ne var bunda?” dedim. “Şu var ki, dedi yaşlı adam, biz Sünni Kürtlerden kız alıp vermeyiz. Öteki Kürt olan Avşarların hepsi Sünniydi. Kürtlerden kız alıp verdiler, şimdi sorarsan hiçbirisi Avşar olduğunu söyleyemez, Türkçe de bilmezler. “Bize söylediklerine göre Sünni Avşarlar büyük çoğunlukmuş, belki bizim on mislimiz kadar” dedi. Ve sekiz Avşar köyünü öğretmenle dolaştık. Birkaç Avşar ağıdı derledim oralardan. Tıpkı Toros Avşarlarının ağıtlarıydı.

Kaynak: #YaşarKemal’in 1996 senesinde Yeni Yüzyıl gazetesinde yayımlanan mülakatı.

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın