Sendikal Yaşam

SENDİKAL HAYAT ÜZERİNE NOTLAR

Erbil Karakoç Yazarlar

Erbil-Karakoç-İsimlik

Çalışma hayatı içinde bir hak arama boykot mahkeme ya da grev kelimeleri geçince ilk önce akla sendika gelir. Çünkü egemen sınıfa karşı “emekçilerin sırtını dayayacağı güveneceği tek birlik sendikadır!”Çalışma hayatının en önemli aktörlerinden biri olan sendikal hareket ise  iç içe geçmiş birçok sorunla yüz yüzedir.

Çalışma hayatının  temel ilkesi olan “güvenceli çalışma ilkesi” sonun başlangıcına gelmeden sendikal hareketin  amasız fakatsız sahip çıkması gereken birinci ilkesidir. Çalışma güvencesinin olmadığı ya da çalışma güvencesiyle tehdit edilen çalışanın emek hayatı içinde mutlu olması da çalıştığı kurum için verimli olması da söz konusu değildir. İş güvencesinin kalkmasıyla çalışma hayatını kısır bir döngüye çevirecek olan iş verenin  (kamu emekçileri için devletin ) tek yanlı tutumuna karşı emekçilerin biricik dayanakları sendikadır. Ancak dilimizde sözcük olarak ya da kavram olarak “sendika” her daim içi doldurulması gereken bir terim olmuştur. Mesela, Fransa, İtalya ve İspanya dışındaki Batı ülkelerinde “sendika” sözcüğü yerine “emek birliği” anlamına gelen İngilizcede “trade union”, Almancada “gewerkschaft” gibi sözcükler kullanılmıştır. Türkiye gibi ülkelerde ise sendika kavramının yanına “işçi” yahut “işveren” sözcükleri getirilmiş ve ortaya “işçi/işveren sendikası” kavramı çıkmıştır.  Kamu emek hareketinde ise memur sözcüğü ve devlet sözcüğü getirilerek “memur sendikası kavramı çıkmıştır. Memur sendikasından ne anlaşılması gerektiği  ise tam anlamıyla net değildir. Bu alanın netleşmesi ise (“Memur kelimesiyle değil emekçi kelimesiyle mümkündür.”)   Hatta dahası devlet memurları sendikası gibi kavramlar çokça duyduğumuz ama herkesin kendi durduğu  yerden tarif ettiği zaman zaman ise sendikadan öteki deyimi ile “emek birliğinden” kilometrelerce öteye savrulmuş kavramsal bir kargaşa olup  kamu emekçilerinin zihinlerinde dalgalandırılıp  daha da bulandırılmıştır. Memur-Sendika ikilemi birbirini çeken kavramlar değil zihinsel ve pratiksel olarak birbirini ayrı ayrı yöne iten kavramlardır. Ateşle suyun birlikteliği gibidir! Oysa ateşin olduğu yerde su suyun olduğu yerde ise ateşin varlığından bahsedemeyiz!

Şimdilik teoride, demokrasilerde bağımsız üç kuvvet olan yasama, yürütme ve yargı gücünün yanı sıra adeta dördüncü kuvvet olarak ortaya çıkmış olan sendikalar  dönem dönem  demokrasilerde ve çalışma hayatında ağırlığını hissettirmeye başlamışlardır. Genel anlamda baskı grupları ile siyasi partiler görüşmelerini kamuoyundan gizli yapmaya çalışırken, bu durumun istisnası ABD’dir. ABD’de çok fazla baskı grubunun olması ve bunların parlamenterleri açıktan tek tek etkilemeye çalışması sebebiyle ABD’de baskı grupları “lobi” adı altında faaliyetlerini açıkça sürdürmektedirler. Halk ise, faaliyetlerini açıkça gördüğü lobilere destek verme yahut lobilerin faaliyetlerini engelleme yolunu tercih edebilmektedirler.  (Göksu ve Bilgiç,)

Dünya sendikal literatürde. “Bir baskı grubu olarak sendikaların etkinliği genel anlamda sahip oldukları üye sayısı ile orantılıdır. Daha fazla üyeye sahip olan sendikaların, yukarıda bahsi geçen yöntemler ile emekçilerin çıkarları doğrultusundaki isteklerini kabul ettirme ihtimali daha yüksektir.  Peki hem işçi hem de  kamu alanında bizde öyle mi? ”  Tabiî ki öyle olmadığını Türkiye kamu emek hareketi içinde en net görenleriz. Bunun politik ve sosyolojik bir çok sebebi olmakla birlikte kamu emek hareki içindeki “sendikacılığın” bir mücadele yöntemi olarak değil ağırlıklı olarak “siyasal alan tutma egemen görüşle yan yana görünme, sınıfsal politikalardan uzaklaşma hatta adını dahi anmama gibi bireysel politik tercihi “sendikaya” dayatma ve benzeri birçok olguyu sayabiliriz.

Türkiye kamu teşkilatlanması yirminci yüz yılın başlarında “üretim odaklı iken aynı zamanda kimi birçok hizmeti,  mesela sağlığı, eğitimi, devlet yurtlarını  parasız sosyal   dizayn etmiştir. Ancak seksen darbesi ve on dört ocak ekonomik kararlarının ürünü olan sağ siyasal iktidarların özelleştirme güzellemeleriyle birlikte,  üretim odaklı fabrikalar atölyeler satılmış ya da kapatılmıştır.” Yirmi birinci yüz yılda  başta sağlık sektörü olmak üzere eğitimden ulaşıma bir çok  sektör paralı ve niteliksiz olarak piyasa koşullarına uyum sağlayan kar ve rant odaklı kurumlar olarak yeniden olabildiğince güvencesiz olarak dizayn edilmiştir. Böylesi bir durum ise hizmet verenle hizmet alanın çıkarlarını ortaklaştırdığı gibi mücadelesini de ortaklaştırmak zorundadır. Yine teknolojinin gelişimiyle birlikte bir çok alanda üretim ve tüketim ilişkileri farklılaşmıştır. İnternet üzerinden verilen iparişler ile dev bir şekilde tekelleşme yaşanmaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz pandemi döneminde market çalışanlarından, posta dağıtımcılarına kadar bir çok sektörde güvencesiz ve korunaksız çalışma biçimi hayata geçirilmek istenmektedir. Açlık sınırının altında bir ücretle emekçiler acımasız çarkın içinde çırpınmak zorunda bırakılmışlardır.

Yine mavi yakalılara beyaz yakalılar, ev içi üreticiler katılmakla beraber yirminci yüz yıl kapitalizm ilişkileri içerisinde ayrı bir statüsü olan  avukatlar, doktorlar, hakimler gibi bir çok meslek grubu da hem güvencesizleşmiş hem de “işçileşmiştir.”

Yeni dönem “emek birliğinin” sendikalarında eski alışkanlıklara göre değil yirmi birinci yüz yılın getirdiği  kapitalizmin tek taraflı inşasına karşı çevresel sorunlardan, çocuk işçiliğine, kadın haklarından kültürel haklara kadar geniş bir yelpaze içerisinde deneyimler ve pratikler çıkarmak zorundadır. Tüm bu başlıklar ile birlikte emekçilerin birliği ilkesi ve güvenceli çalışma koşulları tek ilkemiz olmak zorundadır. Ancak dikkat edilmesi gereken içine düşülmemesi gereken vahim hata “ sendika yönetimlerinin birliği emekçilerin birliği anlamı taşımaz.”

Emekçilerin birliği ancak emek hareketinin toplumsal taleplerinin ortaklandırılmasıyla mümkündür!

Erbil Karakoç

Yapı-Yol Sen Myk Örgütlenme Sekreteri

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın