The Economist’ten Çin İle İşbirliği Çağrısı

Dünya

Çin ekonomisini ve ABD-Çin ilişkilerini kapak sayısı yapan The Economist dergisi önce ABD-Çin arasındaki çatışmanın “tehlikeli boyuta ulaştığını” belirtiyor. Trump yönetiminin Çin tahlilini “Trump’ın sertleşme politikası” diyerek şu şekilde kısaca özetliyor: “Beyaz Saray TikTok ve WeChat’i yasakladı, Hong liderlerine yaptırım uyguladı ve Tayvan adasına kabine üyesi gönderdi. Çin’e yönelik bu baskı kısmen seçim kampanyasını yansıtıyor. Başkan Trump’a göre Çin’e karşı sert olmak seçim politikasının en anahtar olayı.

Trump yönetimi en başta ticaret savaşı ile belirlediği Çin politikasının sonuç vereceğini umuyor. Çünkü Çin’in devlet kapitalizminin görünenden daha zayıf olduğunu düşünüyor. Trump yönetiminin Çin’e yönelik politik mantığı çok basit: Çin ekonomisi büyük yatırımlar, sübvansiyonlar ve fikri mülkiyet hırsızlıkları ile ayakta kalıyor.”

‘ÇİN EKONOMİSİ BEKLENENDEN DAHA DİRENÇLİ ÇIKTI’

The Economist’in Trump’ın Çin politikasına muhalefeti tam da burada başlıyor: “Bu politika basit ama yanlış. Çin ekonomisi ticaret savaşından beklenenden daha az zarar gördü. Kovid-19 salgınında önemli bir direnç gösterdi. IMF tahminlerine göre ABD ekonomisinde yüzde 8 daralma beklenirken Çin’de yüzde 1’lik bir büyüme öngörülüyor.

Bu yıl dünyanın en iyi performans gösteren borsası New York değil, Çin’in Shenzhen borsası. Brifingimizin açıkladığı gibi, Xi Jinping 2020’lerde devlet kapitalizmini yeniden inşa ediyor. Her şeyi kontrol eden Komünist Parti yönetimi altında, pazarın ve inovasyonun, iyi belirlenmiş sınırlar içinde daha iyi çalıştığı bir sistem. Otokrasi, teknoloji ve dinamizmden oluşan bu karışım, yıllarca devam edecek bir büyümeyi getirebilir.”

BATI’NIN ÇİN TAHLİLİNDE ‘ÇİN’İ KÜÇÜMSEME’ HATASI

Economist’in karşı çıktığı şey, Batı’da Trump’tan çok önce de var olan “Çin’i küçümseme” bakış açısı. Yığınağı bu temelde yapan politikanın hatalarına dikkat çeken yazıda, Batı’nın yıllardır yaptığı nesnel değerlendirme sorununa dikkat çekiliyor: “Çin ekonomisini küçümsemek pek de yeni bir olgu değil. 1995’den beri dünya GSYİH’sinde Çin’in oranı yüzde 2’den yüzde 16’lara çıkmış durumda. Silikon vadisinin şefleri, Çinli teknoloji şirketlerini ‘taklitçi’ olarak nitelendirerek görmezden geldi.

Wall Street simsarları Çin’de emlak sorununa ‘Boş dairelerle dolu hayalet şehirlerin’ bankacılık sistemini çökerteceğini söyledi. İstatistikçiler, Çin’in rakamlarla oynadığı konusunda, spekülatörler sermaye kaçışı temelli döviz krizi uyarılarında bulundu. Çin ise tüm bu ‘şüphecilere’ meydan okudu, biçimini değiştirdiği devlet kapitalizmine uyum sağladı. 20 yıl önce ağırlık ticarete veriliyordu, şimdi ihracat Çin GSYİH’sinin yalnızca yüzde 17’sini oluşturuyor.

Şimdi ise ağırlık teknolojiye, Alibaba, Tencent gibi büyük şirketlere daha da büyümeleri için alan açılıyor, imkân veriliyor. Çin’in devlet kapitalizminin -Xinomics diyelim- bir sonraki aşaması yolda. İktidara geldiği 2012 yılından itibaren Xi Jinping’in siyasi hedefi Parti üzerinde sıkı denetim kurmak ve hem ülke içindeki hem de dışarıdaki görüş ayrılıklarını bertaraf etmek oldu. Xi’nin ekonomi gündemi ise tehditlere karşı düzeni ve direnci yükseltmek üzerine kurulu.

2008’den bu yana ülkenin kamu ve özel borcu, gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 300’üne kadar tırmanmış durumda. İş dünyası ise bir yanda hantal devlet firmaları, diğer bir yanda ise yenilikçi olduğu halde fırsatçı memurlara ve muğlak kurallara göğüs germek durumunda olan özel sektör arasında bölünmüş vaziyette. Korumacı politikalar yayıldıkça Çin şirketlerinin pazara girişi ve Batı teknolojisine erişimi engelleniyor.”

YENİ ‘SOĞUK SAVAŞ’ SÖYLEMİ SOVYETLER İLE ÇİN FARKI

Yazıda “yeni soğuk savaş” söylemi üzerinden Çin’in Sovyetlerden farkı da net bir biçimde ortaya konuyor: “ABD ve müttefikleri ile Çin’in devlet kapitalizmi arasındaki çekişme uzun süreli olacak. Fakat sınırlandırmalar işe yaramayacak. Sovyetler Birliği’nin aksine Çin’in devasa ekonomisi, dünyanın geri kalanıyla oldukça entegre bir durumda.” The Economist, kapak yazısındaki sonuç bölümünde ise başta ABD olmak üzere Batı toplumlarının Çin politikasına yönelik yeni bir düzenleme önerisi sunuyor. Çin’in dünya ekonomisi ile bütünleşmiş yapısı vurgulanıp, ticaret savaşları tarzı sınırlandırmaları sonlandırma çağrısı yapan dergi, Batı’nın yeni bir diplomatik düzen oluşturması gerektiğini belirtiyor.

Dergi burada Çin ile bazı alanlarda açık bir işbirliği önerisi getiriyor: “ABD ve müttefikleri, Çin’le uzun bir rekabet dönemine hazır olmalı. Çevreleme politikası sonuç vermeyecek.Aksine Batı, Çin ile belli alanlarda (iklim değişikliği, pandemi) yeni ve değişmez kurallar temelinde işbirliği geliştirmeli. İklim değişikliği ve pandemi gibi alanlarda Çin ile ortak bir savaş verilecek; ticaretin devam edeceği, insan hakları ve ulusal güvenlik gibi alanlarda güçlü korumalara yer veren yeni, kararlı kurallar oluşturulmalı. Çin’in 14 trilyon dolar kuvvetindeki devlet kapitalizmi ekonomisinin bitmesini dileyemezsiniz. Bu illüzyondan sıyrılmanın zamanı geldi!” 

The Economist

 

XİNOMİCS’

Başkan Xi’nin amacının parti iktidarını yurt içinde ve yurt dışında daha da pekiştirmek olduğunu söyleyen Economist, Çin’e özgü sosyalist ekonomi terimi yerine de Xinomics terimini kullanmayı öneriyor: “Şimdi devlet kapitalizminin bir sonraki aşamasında, buna Xinomics diyelim. 2012’de göreve geldiğinden beri Xi’nin siyasi amacı, parti kontrolünü sıklaştırmak; ekonomik amacı ise pazarlar ve inovasyonu işlevsel hale getirmek. Ekonomi gündemi, artan tehditlere karşı daha dirençli ve daha esnek bir şekilde tasarlandı.”

Dünyada korumacılık yayıldıkça Çinli şirketlerin pazar payının düştüğünü ve Batı teknolojisine erişiminin engellediğini vurgulayan yazı, Xi’nin ekonomi politikasının (yazarın deyimiyle Xinomics) 3 unsura dayandığını ileri sürüyor:

1) Ekonomi döngüsü ve borç makinası üzerinde sıkı bir kontrol oluşturmak:
Şişirilmiş maliye ve borç âlemi günleri geride kalır. Bankalar bilanço dışı hareketleri kabul etmeye ve tamponlar yaratmaya zorlanır. Temizlenmiş tahvil piyasası ile daha fazla borçlandırma yapılır. 2008-2009 ekonomik krizine verdiği dönütün aksine, hükümetin Kovid-19’a verdiği yanıt, Amerika’nın yarısından az olan gayri safi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 5 değerinde teşviki ile dizginlenmiştir.

2) Kanunların bütün ekonomiye homojen bir biçimde uygulandığı daha etkin bir yönetim:
Sayın Xi, Hong Kong’da korkuyu yaymak adına parti tarafından dayatılmış kanunlar kullanmış olsa bile, iş hayatı için daha da fazla karşı olan Çin anakarasnda ticari resmi bir sistem inşa etmiştir. Bir zamanlar nadir olan iflas ve patent davalar, 2012’de ofisindeki yerini aldığından itibaren sayısal olarak beş misline ulaşmıştır. Resmi formaliteler kırpılmıştır: bir şirket kurmak bugün sadece dokuz günümüzü almaktadır. Daha öngörülebilir kanunlar, ekonominin üretkenliğini artırarak pazarların daha sorunsuz çalışmalarına olanak verecektir.

3) Devlet ve özel firmalar arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmak:
Kamu şirketleri, finansal dönütlerini artırmaları için zorlanmakta ve özel yatırımlara çekilmektedir. Devlet, özel sektör içindeki parti komiteleri aracılığıyla firmalar üzerinde stratejik kontrol uygulamaktadır. Kredi kara liste sistemi, hantal davranan firmaları cezalandırır. Gelişigüzel endüstri politikası yerine “Made in China 2025” gibi girişimler 2015 yılında başlatılmıştır. Sayın Xi, hem yabancı baskılara karşı savunmasız olduğu hem de yurtdışına etkisini gösterebileceği tedarik zinciri, düğüm noktalar üzerinde derin bir yoğunlaşmaya doğru yönelmektedir. Bunun anlamı, yarı iletkenler ve piller de dâhil kilit teknolojilerde kendine yeterliliği sağlamaktır.”

Bu üç unsur üzerine kurulan Xinomics’in başarılı ve kısa vadede üretken olduğu, ticaret savaşı ve pandemi gibi ekonomik sıkıntılara rağmen bir mali kriz oluşmadığı ve yabancı yatırımcıların Çin teknolojisine para akıtmaya devam ettiği vurgulanıyor. Xi’nin tedarik zincirine odaklandığını söyleyen yazı, Çin ekonomisinin gerçek sınavını uzun dönemde vereceğini iddia ediyor.

Etiketler

Yorumunuzu Buraya Yazın